DEHB’li İnsanlar: Göründüklerinden Fazlası
DEHB denildiğinde çoğu insanın aklına sınıfta yerinde duramayan, sürekli konuşan, ödevlerini unutan çocuklar gelir. Oysa mesele bundan çok daha karmaşıktır. Dışarıdan bakıldığında “yaramazlık” gibi görünen şey, içeride yaşayan çocuğun bütün çabasına rağmen toparlanamayan zihnidir. Anne-babaların en sık söylediği cümlelerden biri şudur: “Aslında yapabileceğini biliyorum ama yapmıyor.” İşte en büyük yanılgı da tam burada başlar. DEHB’li çocuk yapmadığı için değil, beyninin çalışma biçimi farklı olduğu için zorlanır. Ve en çok da sürekli eleştirilmekten yorulur.
Bir çocuk her gün defterini unutuyorsa, ödevini yarım bırakıyorsa, sınıfta dalıp gidiyorsa bu inatla yaptığı bir şey değildir. Tam tersine, kendi içinde sürekli “daha dikkatli olmalıyım” diye uğraşır ama çoğu zaman başarısız olur. Sonra da kendini tembel, yetersiz ve eksik hissetmeye başlar. Halbuki bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendisinin yeterli olduğuna dair güvenceyi ebeveynlerinden duymaktır. Eleştirinin yerine rehberlik, suçlamanın yerine destek, beklentinin yerine anlayış konulduğunda çocuk biraz olsun rahatlar. Çünkü DEHB’li bir çocuğun her gün küçük savaşlar verdiğini görmek, anne-baba olmanın belki de en önemli farkındalığıdır.
Ama mesele sadece çocuklukla bitmez. DEHB çoğu zaman yetişkinlikte de devam eder. Bu kez tablo biraz değişir. İş değiştiren, randevulara geç kalan, mesajları unutup cevaplamayan, sürekli erteleyen biri olarak görünürler. İlişkilerde sık sık yanlış anlaşılırlar. Partnerleri onları “umursamaz” sanabilir, hatta “beni önemsemiyorsun” diyebilir. Oysa gerçekte olan şey şudur: DEHB’li yetişkinler çoğu zaman çok yoğun seven, çok bağlı, çok coşkulu insanlardır. Ama dikkatlerini düzenlemede zorlandıkları için günlük ayrıntılarda tökezlerler. Birinin doğum gününü unutmak, geç kalmak ya da bir detayı kaçırmak sevgisizlikten değil, farklı çalışan bir zihinden kaynaklanır. Bu yüzden ilişkilerde en büyük ihtiyaç, karşı tarafın bunu kişiselleştirmemesidir. Çünkü eleştiriler onların zaten taşıdığı yükü ağırlaştırır, anlayış ise tam tersine ilişkide köprü kurar.
Benim klinik gözlemlerimden gördüğüm şu ki: DEHB’li insanlar çoğu zaman çok eğlenceli, yaratıcı ve enerjik kişiliklerdir. Bir ortamda bulunmaları bile oraya hareket, canlılık ve esneklik katar. Farklı düşünürler, pratik çözümler bulurlar, hayatı daha renkli hale getirirler. Elbette bu enerjinin yanında kaotik taraflar da vardır ama kaosun içinde dahi bir kıvılcım, bir yaratıcılık saklıdır. İşte bu yüzden onları yalnızca eksiklikleriyle görmek haksızlıktır.
Anne-babalar için söylemek istediğim belki de en önemli şey şu: Çocuğunuzun “yapamaması” onun kim olduğunun göstergesi değildir. Eleştirilerle değil, kabul ve destekle büyüdüğünde potansiyelini daha çok ortaya koyar. Partnerler içinse şunu söylemek gerekir : DEHB’li sevgilinizin ya da eşinizin unutkanlıklarını size karşı bir kayıtsızlık olarak yorumlamayın; o, aslında düşündüğünüzden çok daha fazla çaba harcıyor olabilir.
DEHB bir kusur değil, beynin farklı bir işleyiş biçimi. Ve bu farklılık bazen zorlayıcı olsa da, bazen de hayatı daha eğlenceli, daha canlı, daha yaratıcı kılan bir hediye gibi yaşanabilir. Yeter ki bizler eleştirinin yerine empatiyi, yargının yerine anlayışı koyabilelim. Çünkü çoğu zaman tek ihtiyaçları bu: anlaşılmak ve oldukları halleriyle sevilmek.

